NE KADAR İSTESEN DE KÜÇÜLMEZ HAYAT
NE KADAR İSTESEN DE KÜÇÜLMEZ HAYAT

NE KADAR İSTESEN DE KÜÇÜLMEZ HAYAT

İlk yazımın içeriğinin bu olacağını hiç planlamamıştım. Ama hayat zaten biz plan yaparken olan biten değil mi. Onca savaş, mücadele, zafer, yenilgi, ölüm ve acının içinden geçip gidiyor insan. Kimi fazla kimi az kimi dayanacak miktarda yaşıyor bunları. Bazen de hem yaşıyor hem şahit oluyor; hayallerini insanların acılarını dünyaya duyurmak üzerine kuran bizler gibi. Acılara, savaşlara, bir karış vatan toprağı için canını ortaya koyan, yaralı ve kan kaybederken silah arkadaşlarını çatışma alanından kurtarmaya çalışanların kahramanlıklarına, çocuğunu acıdan ağlayamayacak kadar nefessiz kalarak toprağın altına koyanlara, selde kaybolan eşinin cesedine bir sene sonra bile hala ulaşılır umuduyla bekleyen bir kadının gözlerine, sırtında asılı pembe sırt çantasıyla okula giderken üzerine bomba düşen çocuklara, top oynarken füzenin öldürdüğü çocuklara, yemek yaparken şarapnel parçasıyla oracıkta çocuklarının gözü önünde ölen bir anneye ve benzer, çok daha can yakıcı binlerce gerçeğe şahit olduk. Şahit oldukça “savaşlar olmasın, barış olsun” cümlelerinin dünyanın geneli için ne kadar zor olduğunu öğrendik. Kurtuluş savaşı kahramanlarının torunları olmanın gururunu ve yenilmezliğini, mücadele duygusunu taşımanın ne kadar önemli olduğunu hissettik bir çok anda. Meslek hayatımız boyunca ben ve bu işi hakkıyla yapan tüm arkadaşlarım benzer sorularla karşılaştılar; bunlara şahit olmak sizi etkilemiyor mu? Kontrolünüzü kaybettiğiniz oluyor mu? Görevden bitince normal hayata nasıl dönebiliyorsunuz? Bunları gören biri olarak normal hayattaki sorunlar sizi etkilemiyordur herhalde… size tüm içtenliğimle kendi adıma bunun cevabını vereyim; hayır şahit olmak etkilemiyor çünkü o an orada işimizi yapıyoruz başkalarının acılarından kahrolmak için değil bunu insanlara anlatmak için oradayız, o yüzden acı çekenle gözyaşı dökmüyoruz, o insanların acılarından kendimize pay çıkarmaya çalışmıyoruz, bu nedenle kontrolümüzü kaybetmiyoruz. İşin dışında olduğumuz bir anda aklımıza gelir, düşünürüz o acıları, acının sahiplerini. Kahramanları zaten hiç unutmayız…Biz nerede sarsılıyoruz biliyor musunuz; o normal hayat dediğimiz yerde gözümüzün önünde gözümüze soka soka haksızlık yapıldığında, dünyanın acılarından, ölümlerden, herkesin eninde sonunda gideceği yerin bir karış toprak olduğunu unutan, gerçeğin sadece emekle ve hakla mümkün olabileceğini görmezden gelen ve hala hırsları, kompleksleri yani aslında çaresizlikleri uğruna ortalığı yangın yerine çevirip, saygıyı unuttuklarında. Vefa duygusundan bi haber o çaresizliklerine esir olduklarında, insanların bir gün her şeyin biteceğini unutarak saldırganlaştıklarında sarsılıyoruz. Ama sadece sarsılıyoruz, düşmüyoruz. Biz gördüklerimizin de kıymetli katkısıyla herkese güvenemez, herkesi farketmeden ördüğümüz duvarlarımızın içine alamayız. İşte bizi düşürebilecek tek şey o duvarların içine aldığımız dostlarımız ve sevdiklerimize yapılanlar ya da onların tercihleridir. Ve bu ölümden daha zordur. Onca savaştan sağ çıkarsınız ama işte tam orada yaralanırsınız, izi ömür boyu kalır ve asla unutturmaz kendini.

                                        Elif Akkuş